27 Temmuz 2012 Cuma
"Aylak Yaşam Kampı"
Şöyle diyorlar kendileri:
"Aylak Yaşama Devam Ediyoruz… Bu kez Çıralı’da Aylak Yaşam Kampında..
Baharla birlikte, yaşamın içinde aylakça bir mola vermek üzere, bu kez Aylak Yaşam Kamp’ta, Çıralı’da buluşuyoruz.
Denizin, güneşin, yeşilin ve ayın hakkını vermeye... Doğa yürüyüşlerinde kaybolup, tekne turlarında balıklara yakın olmaya, günün ilk kıpırtısına, güneşin batışına, dolunayın deniz üzerinden doğuşuna tanık olmaya var mısınız?
Yaşamın ağırlığından bir süreliğine bile olsa arınmak için Aylakça düşünmeye… Resimden, fotoğrafa, ritimden, ahşap oyuncak atölyelerinde “bir arada” üretmeye, ürettiklerimizi sevmeye…
Üretirken, okurken, âşıkken, yemek yerken, sohbet ederken, yüzerken, içerken, çizerken “aylaklık” diye fısıldıyorsan kendine, haydi bu kez Aylak Yaşam Kampında buluşmaya!"
14 Haziran 2012 Perşembe
sıcakkkkkkkkkk
ünlü filozof kaan sezyum şöyle yazmıştı bir gün: "Yaz gelse denize girsek, kış gelse kartopu oynasak'la geçti bir ömür" aynen böyle. bütün kış yazı bekle sonra da sıcaktan dışarı çıkama. bekle de akşam olsun. akşam 8'de parka gittiğimizde oturduğumuz taş bloklar hala popo yakıyordu.
akşam "aramızda bebek var" ı izledim. kadının hali yani halimiz içler acııydı da, adama da üzüldüm doğrusu. film güzeldi. tez zamanda sevgili kocama izletmem lazım.
bu arada yan binadan komşunun oğlu bizim eve dadandı. daha doğrusu dadandırıldı. iki çocukla başedemeyen bu aileden baba olan şahıs, binanın altına saklanıp oğluna zile bastırıp bize postalamaya çalışıyor. bugün yemedim ama. bir kaç kere parkta bile 10 dk. ya geliyorum diyip tüydü.
bu aralar en sevdiğimiz iş tırtılla balkon yıkamak oldu. bugün bir de fesleğen ektik balkonda. merakla çıkmasını bekliyor. limonlarım epey büyüdü. limonlarım için biraz araştırma yapmam lazım. saksısını değiştirmem gerekiyor mu acaba. 10 cm kadar boy verdiler.
1 Haziran 2012 Cuma
"Yazın bu özgür gecelerinde müziğe dair çok şey öğrenmişti. Kentin zengin bölgelerinde dolaşırken, her evin radyosu vardı. Bütün pencereler açık olur, o olağanüstü müziği işitebilirdi. Bir süre sonra hangi evlerin dinlemek istediği programları açtığını öğrendi. Bütün güzel orkestraları dinleyen bir ev vardı. Geceleyin bu eve gider, karanlık bahçede bir yere sinerdi. Evin etrafında güzel bir çalılık vardı, o da pencerenin yanında bir çalının altına otururdu. Müzik bittikten sonra karanlık bahçede , elleri ceplerinde uzun süre durur düşünürdü. Bütün yazın en gerçek yanı buydu - radyodan müzik dinlemesi ve bu müziği düşünmesi."
Sabahları güne Nina Simone' la başlıyoruz. Çocuklara gerçekten güzel müzikler dinletmek lazım. ve içinden müzik geçen kitaplara bayılıyorum. Bu aralar Yalnız Bir Avcıdır Yürek'i okuyorum. Tam da böyle bir kitap. Yukarıdaki alıntı da bu kitaptan.
31 Mayıs 2012 Perşembe
sokaklardayız
biri 8 aylık biri 4 yaşında iki çocukla her türlü toplu taşıma aracına binerek (otobüs, minübüs, vapur, tranvay, metro, metrobüs) bir de puset, bir de koca bir sırt çantası, sabahtan akşama gezilir mi? manyak mıyız biz? ama güzeldi.
30 Mayıs 2012 Çarşamba
her gün anneler günü
dün babasıyla parktan dönen tırtılcık bana parktan yamuk yumuk bir taş getirmiş. önce gözlerimi kapattırdı. sonra da "anneler günün kutlu olsun annecim" dedi. oğulcuğum biliyor annesinin taşa toprağa meraklı olduğunu.
9 Mayıs 2012 Çarşamba
dumanlı bir gün (tübitak kitabı gibi oldu)
eğer ada'da yaşayan biri olsaydım yazın günübirlik gelen insan kalabalığından nefret ederdim. yaşamadığım halde şu anda bile edebilirim. yaz gelse de adaya gitsek derim sonra da o kalabalık (halbuki onların bir parçası olabiliyorum)
yaman bir çelişki.
dün de böyle bir gündü. memleket meselesiydi aslında. bu bir köy pikniği. yer Belgrad ormanları. geleneksel olarak her yıl düzenlenen, eş durumundan yaralandığım vs...
uzaktan kendimin de dahil olduğu kalabalığa baktım. her şey gözüme o kadar çirkin geldi ki, yani acayip bir duygu,
mangallardan yükselen korkunç duman, insan kalabalığı ve buna eşlik eden müzik...
kafamı kaldırıp bir an yukarı baktığımda tepemde yüksek ağaçlar, çok daha güzeldi. o an kendimi bir ağaç gibi hissettim ve bir an önce defolup gitsin bu kalabalık istedim. ya da tüm bu insansız güzellik bana kalsın.
16 Nisan 2012 Pazartesi
sinir krizinin eşiğinde bir anne (almadovar'a selam)
empati kurun derler ya
empati kadar boktan bişey yok
kitap okumak empati kurmaya yararmış
fazla kitap da okumamak lazım.
keskin sirke nasıl küpüne zararsa
empati de sonuç aynı
kendini başkasının yerine koymak da neymiş be arkadaş
empati kadar boktan bişey yok
kitap okumak empati kurmaya yararmış
fazla kitap da okumamak lazım.
keskin sirke nasıl küpüne zararsa
empati de sonuç aynı
kendini başkasının yerine koymak da neymiş be arkadaş
11 Nisan 2012 Çarşamba
her salı işkenceye maruz kalıyor canimen. her salı matematik çalışmak için bize geliyor ve geceyi bizde geçiriyor. ve iş çıkışı oluyor bu. ben Ada'yı yatırmaya çalışıyorum ama o teyzesine son dakika golu hamurlarını çıkarmış yatağın üzerine.
dedim ki ben başkası olsam bana gelip kalmak istemezdim. kaçıp gitmek isterdim bir an önce evime.
bu aralar ayarlarımız bozuldu yine, bakalım ne zaman düzelecek.
dedim ki ben başkası olsam bana gelip kalmak istemezdim. kaçıp gitmek isterdim bir an önce evime.
bu aralar ayarlarımız bozuldu yine, bakalım ne zaman düzelecek.
3 Nisan 2012 Salı
pazara gidelim...
Tırtılla pazara gidelim şarkısını söylerken konu tavuk ve inek olunca, ben şarkıyı yeriz şeklinde söylerken o sürekli itiraz ediyor. "ama inek yenmez ki, onun sütü içilir" vs.
Bugün konuyu yediği köftelerin ve nohutundaki etlerin kaynağına hafiften getirmeye çalışır gibi oldum ama suratının şeklini görünce konuyu orda kapattım.
hadi bakalım başka sefere. alıştıra alıştıra.
Bugün konuyu yediği köftelerin ve nohutundaki etlerin kaynağına hafiften getirmeye çalışır gibi oldum ama suratının şeklini görünce konuyu orda kapattım.
hadi bakalım başka sefere. alıştıra alıştıra.
2 Nisan 2012 Pazartesi
saat 15:00 olmuş. ve ben hala bir çizgili pijamayla duruyorum. eşofman bile şık latife durur yanında.
akşam 24:00 de yatan çocuk sabah niye 7'de uyanır ve kardeşini de uyandırır. o kadar sinirleniyorum ki acaba ilerde yaptıklarını ona anlatırken gülebilecekmiyim merak ediyorum.
bu aralar kıskançlık hat safhada. kardeşini emzirmemem için gece gündüz çalışıyorsun be tırtılcık. sana tırtıl değil de danacık demek istiyorum artık.
akşam 24:00 de yatan çocuk sabah niye 7'de uyanır ve kardeşini de uyandırır. o kadar sinirleniyorum ki acaba ilerde yaptıklarını ona anlatırken gülebilecekmiyim merak ediyorum.
bu aralar kıskançlık hat safhada. kardeşini emzirmemem için gece gündüz çalışıyorsun be tırtılcık. sana tırtıl değil de danacık demek istiyorum artık.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
